Bir tıbbi müdahale öncesinde hastanın veya yasal temsilcisinin 'aydınlatılmış onam'ının alınmaması, Anayasa'nın 17. maddesi açısından nasıl bir sonuç doğurur ve bu konudaki ispat yükü kime aittir?
İstisnai haller dışında, bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için ilgili kişinin o müdahaleye özgür iradesiyle rıza göstermesi gerekir. Rızanın geçerli olabilmesi için ise kişinin 'aydınlatılmış' olması, yani uygulanacak tıbbi işlemin niteliği, faydaları, muhtemel riskleri, alternatif tedavi yöntemleri ve tedaviyi reddetmesi halinde ortaya çıkabilecek sonuçlar hakkında yeterli ve anlayabileceği bir dilde bilgilendirilmiş olması şarttır. Aydınlatılmış onamın alınmaması, kişinin kendi bedeni üzerindeki tasarruf hakkını ihlal ettiği için, Anayasa'nın 17. maddesinde korunan 'kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı'nın ihlaline sebep olur. Yargısal süreçte, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ve usulüne uygun onam alındığını ispat yükü, tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren hekim ve üzerinde bulunduğu sağlık kurumuna (idareye) aittir. (Kaynak: Tıbbi İhmal ve Hekim Kusuru, Anayasa Mahkemesi Kararı İlkeleri)