Bir sanık hakkında kesinleşmemiş bir beraat kararı verilmesine rağmen tutukluluk halinin devam ettirilmesi, tutuklamanın ön şartı olan 'kuvvetli suç şüphesi' (CMK m.100/1) ilkesi açısından nasıl bir çelişki yaratır?
Bu durum, temel bir çelişki yaratır. Tutuklama, bir koruma tedbiri olup en temel ön şartı, CMK m.100/1 uyarınca 'kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin' bulunmasıdır. Beraat kararı (CMK m.223/2) ise, mahkemenin delilleri değerlendirerek sanığın suçu işlemediğinin sabit olduğu veya işlediğinin sabit olmaması gibi nedenlerle sanığın aklandığı bir 'hüküm'dür. Kesinleşmemiş olsa dahi bir beraat kararı, yargılamayı yürüten mahkemenin artık sanık aleyhine 'kuvvetli suç şüphesi' görmediğini ortaya koyar. Beraat hükmü varlığını sürdürürken, aynı sanık için tutukluluğun devamına karar vermek, mahkemenin kendi hükmüyle çelişerek 'kuvvetli suç şüphesinin' devam ettiğini kabul etmesi anlamına gelir. Bu, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırıdır. Mahkeme bir yandan sanığı aklarken, diğer yandan tutukluluk için gerekli olan en temel şartın varlığını sürdürdüğünü iddia edemez. Bu nedenle, beraat kararı ile birlikte tutukluluk tedbirinin de derhal sona erdirilmesi gerekir. (Kaynak: Beraat Kararına Rağmen Tutukluluk Mümkün mü?)