5237 sayılı TCK m. 167'de düzenlenen şahsi cezasızlık ve indirim sebeplerinin, suçun 'haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin' zararına işlenmesi halinde uygulanması, evlilik birliğinin hukuki durumu ile ceza hukuku politikası arasındaki nasıl bir ilişkiyi yansıtır?
Bu düzenleme, kanun koyucunun, evlilik birliğinin sadece fiilen değil, hukuken de zayıfladığı veya sona ermeye yaklaştığı durumları ceza hukuku açısından farklı değerlendirdiğini gösterir. - Birlikte Yaşayan Eşler (m. 167/1): Aralarında malvarlığına karşı suç işlendiğinde tam bir 'şahsi cezasızlık' hali vardır. Burada, evlilik birliğinin ve aile içi mahremiyetin tam olarak korunduğu varsayılır. - Haklarında Ayrılık Kararı Verilmiş Eşler (m. 167/2): Bu durumda, artık tam bir cezasızlık hali yoktur; suçun takibi 'şikayete' bağlanmış ve verilecek cezada 'indirim' öngörülmüştür. Ayrılık kararı (TMK m. 167-170), evlilik birliğini sona erdirmese de, ortak hayatı bir süreliğine durduran ve eşlerin malvarlıklarını da etkileyebilen (mal rejiminin tasfiyesi gibi) ciddi bir hukuki durumdur. Kanun koyucu, bu hukuki durumun, eşler arasındaki malvarlığı ilişkisinin mahremiyetini ve iç içe geçmişliğini zayıflattığını kabul etmiştir. Bu nedenle, fiili tamamen cezasız bırakmak yerine, olayı mağdurun şikayetine bağlı kılmış ve akrabalık bağını bir indirim sebebi olarak değerlendirerek, evlilik birliğinin hukuki durumuna göre kademeli bir ceza politikası izlemiştir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/sahsi-cezasizlik-ve-cezada-indirim-sebepleri.html)