5237 sayılı TCK'da 'Dava ve Cezanın Düşürülmesi' başlığı altında düzenlenen zamanaşımının, ceza muhakemesi hukuku açısından bir 'dava şartı' mı, yoksa bir 'yargılama engeli' mi olduğu tartışılabilir. Bu iki kavram arasındaki farkı dikkate alarak, zamanaşımının mahkeme tarafından re'sen dikkate alınmasını ve tarafların bu konuda feragat edememesini nasıl açıklarsınız?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #98228

Zamanaşımı, ceza muhakemesi hukuku açısından bir 'yargılama engeli' olarak nitelendirilir. 'Dava şartı', davanın esasına girilebilmesi için başlangıçta bulunması gereken pozitif koşullardır (örneğin, şikayet). 'Yargılama engeli' ise, davanın herhangi bir aşamasında ortaya çıktığında yargılamaya devam edilmesini veya mahkumiyet kararı verilmesini engelleyen durumlardır. Zamanaşımı bu ikinci kategoriye girer çünkü davanın başında mevcut olmayıp yargılama sırasında dolabilir. Mahkeme tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınması ve tarafların feragat edememesi, zamanaşımının 'kamu düzeni'ne ilişkin bir kurum olmasından kaynaklanır. Zamanaşımı, devletin cezalandırma hakkının süreyle sınırlandırılmasıdır. Bu süre dolduğunda, devlet bu hakkından vazgeçmiş sayılır. Bu, bireylerin tasarruf edebileceği bir hak değil, devletin kendi egemenlik yetkisini sınırladığı objektif bir kuraldır. Bu nedenle, sanık 'zamanaşımından feragat ediyorum, yargılanmak istiyorum' dese bile, mahkeme bu talebi dikkate alamaz ve zamanaşımı süresi dolmuşsa düşme kararı vermek zorundadır. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/dava-ceza-zamanasimi-tck-66-68-madde/)