5199 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca, 'sahipsiz hayvanların... alındıkları ortama bırakılması' ilkesi benimsenmişken, Kanun'un 13. maddesinde yapılan değişiklikle belirli durumlarda 'ötanazi'ye izin verilmesi, kanunun kendi içinde bir çelişki yaratır mı? Bu iki hüküm nasıl bir arada yorumlanmalıdır?
İlk bakışta bir çelişki gibi görünse de, bu iki hüküm birbiriyle çelişmez; aksine, birbirini tamamlayan bir kural-istisna ilişkisi içinde yorumlanmalıdır. 5199 sayılı Kanun'un 6. maddesi, kanunun genel kuralını ve temel felsefesini ortaya koyar: Sahipsiz hayvanlar toplanır, aşılanır, kısırlaştırılır, rehabilite edilir ve kural olarak alındıkları ortama geri bırakılır. Amaç, popülasyonu öldürmeden kontrol altına almak ve hayvanların yaşam hakkını korumaktır. 13. maddede yapılan değişiklikle getirilen 'ötanazi' ise bu genel kuralın istisnasını oluşturur. Bu istisna, ancak çok dar ve özel koşulların varlığı halinde (tedavi edilemeyen veya bulaşıcı hastalık, kontrol edilemeyen ve somut tehlike yaratan saldırganlık, sahiplenilmesi yasak ırk) ve veteriner hekim kararıyla uygulanabilir. Dolayısıyla, kanun bir bütün olarak okunduğunda, asıl olanın yaşatmak ve alındığı ortama bırakmak olduğu; öldürmenin ise ancak kanunda sayılan zorunlu ve istisnai hallerde başvurulabilecek son çare olduğu anlaşılır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/hayvanlari-koruma-kanununun-13-maddesinde-yapilan-degisikligin-kapsami)