Tüzel kişiler hakkında TCK m. 60 uyarınca güvenlik tedbiri uygulanabilmesi için, suçun tüzel kişinin 'organ veya temsilcilerinin iştirakiyle' işlenmesi şartı aranmaktadır. Bu şartın ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle ilişkisini açıklayınız.
Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi (Anayasa m. 38), suçun failinin sadece gerçek kişiler olabileceğini ve cezai yaptırımın sadece bu kişilere uygulanabileceğini ifade eder. Tüzel kişiler, soyut varlıklar oldukları için suç işleme iradesine ve yeteneğine sahip değildirler. Ancak, tüzel kişiler faaliyetlerini organları (yönetim kurulu, genel müdür vb.) veya temsilcileri aracılığıyla yürütürler. TCK m. 60'daki 'organ veya temsilcilerinin iştirakiyle' işlenme şartı, bu ilkeyle bir bağlantı kurar. Tüzel kişiye bir yaptırım (güvenlik tedbiri) uygulanabilmesi için, öncelikle o tüzel kişiyi yöneten ve temsil eden bir gerçek kişinin (organ veya temsilci) bir suç işlemesi ve bu suçtan mahkum olması gerekir. Yani, sorumluluk yine bir gerçek kişinin fiiline dayandırılmaktadır. Ancak bu fiil, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde ve onun yararına işlendiği için, ceza niteliğinde olmayan 'güvenlik tedbiri' niteliğindeki yaptırımlar (iznin iptali, müsadere) tüzel kişiye yöneltilmektedir. Bu şekilde, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi ihlal edilmeden, suçtan yarar sağlayan tüzel kişiye de bir yaptırım uygulanması hedeflenmektedir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-60...)