TBK m. 19'a göre, 'tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır'. Bu kural, 'muvazaa' (danışıklılık) durumunda nasıl işler? Yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralan iyi niyetli üçüncü kişiye karşı muvazaa iddiası ileri sürülebilir mi?
TBK m. 19, sözleşmelerin yorumunda 'irade teorisi'ni benimsediğini gösterir. Bu kural, muvazaa durumunda şu şekilde işler: Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ifade etmeyen görünürde bir işlem yapmalarıdır. TBK m. 19'a göre, bu görünürdeki işlem (tarafların kullandığı sözcükler) değil, tarafların gerçek ve ortak iradelerine göre yapılan gizli işlem (eğer varsa ve geçerlilik şartlarını taşıyorsa) veya hiçbir işlem yapmama iradesi esas alınır. Dolayısıyla, muvazaalı işlem taraflar arasında kesin hükümsüzdür. Ancak, aynı maddenin ikinci fıkrası, iyi niyetli üçüncü kişileri korumak için önemli bir istisna getirir: 'Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.' Bu hüküm, görünüşe güvenin korunması ilkesinin bir yansımasıdır. Borçlu, kendi yarattığı sahte görünüme (yazılı borç ikrarı) güvenerek işlem yapan iyi niyetli üçüncü kişinin hakkını, kendi muvazaalı eylemini ileri sürerek ortadan kaldıramaz. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/tbk-borc-iliskisinin-kaynaklari/)