Yanılma (hata) nedeniyle bir sözleşmenin iptalinde 'esaslı yanılma' (TBK m. 30) şartı aranırken, aldatma (hile) nedeniyle iptalde neden 'esaslı yanılma' şartı aranmaz? TBK m. 36'nın bu konudaki düzenlemesinin ardındaki mantığı açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #98156

Bu farkın ardındaki temel mantık, iradenin sakatlanma şeklindeki ahlaki ağırlık farkıdır. Yanılma (hata) durumunda, taraf kendi iç dünyasındaki bir yanılgı sonucu iradesini hatalı açıklar; karşı tarafın kural olarak bir kusuru yoktur. Bu nedenle hukuk düzeni, sözleşmenin geçerliliğini koruma (ahde vefa) ilkesi ile yanılan tarafı koruma arasında bir denge kurar ve sadece 'esaslı' yani objektif olarak her makul insanın düşmeyeceği ve sözleşmenin temelini oluşturan yanılmaları iptal sebebi sayar (TBK m. 31, 32). Aldatma (hile) durumunda ise, bir taraf diğerini kasten yanıltarak, onun iradesini bilerek ve isteyerek sakatlar. Burada karşı tarafın ahlaka aykırı, kasıtlı bir davranışı söz konusudur. Hukuk düzeni, hileli davranışla iradesi sakatlanan tarafı daha güçlü bir şekilde korumayı hedefler. Bu nedenle, TBK m. 36, aldatılan tarafın yanılmasının 'esaslı olmasa bile' sözleşmeyle bağlı olmadığını belirtir. Yani, aldatma varsa, yanılmanın basit veya tali bir noktada olması dahi sözleşmenin iptali için yeterlidir. Çünkü kimse kendi hilesinin sonucundan yararlanamamalıdır. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/tbk-borc-iliskisinin-kaynaklari/)