Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2017/4470 E. sayılı kararında, sanık hakkında açılan 'Resmi belgede sahtecilik' ve 'Dolandırıcılık' suçlarından Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararı vermesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kararın gerekçesi nedir? Bu suçların birlikte işlenmesi durumunda görevli mahkeme hangi kurala göre belirlenir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #96808

Bu kararın gerekçesi, sanığa atılı eylemlerin sübutu halinde, dolandırıcılık suçunun TCK m. 158/1-d'de düzenlenen 'Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle' işlenen nitelikli halini oluşturma ihtimalidir. Karara konu olayda, sahte senet kullanılarak 'icra takibi' yapılmıştır. İcra daireleri, Adalet Bakanlığı'na bağlı kamu kurumlarıdır. Dolayısıyla, icra takibi başlatarak bir kişiyi dolandırmaya çalışmak, kamu kurumunun araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur. CMK m. 5'e göre, ceza mahkemelerinin görevi kanunla belirlenir. TCK m. 158'deki nitelikli dolandırıcılık suçlarına bakma görevi ise 'Ağır Ceza Mahkemesi'ne aittir. Asliye Ceza Mahkemesi, sadece TCK m. 157'deki basit dolandırıcılık suçlarına bakmakla görevlidir. Suçların birlikte işlenmesi durumunda görevli mahkeme, CMK m. 12/2 ve yerleşik içtihatlar uyarınca, cezası en ağır olan suça bakmakla görevli mahkemeye göre belirlenir. Bu durumda, resmi belgede sahtecilik suçundan daha ağır cezayı öngören nitelikli dolandırıcılık suçuna bakma görevi Ağır Ceza Mahkemesi'ne ait olduğundan, tüm davaya Ağır Ceza Mahkemesi bakmalıdır. Bu nedenle Yargıtay, Asliye Ceza Mahkemesi'nin yargılamaya devam etmesini hukuka aykırı bularak, görevsizlik kararı vermesi gerektiğine hükmetmiştir.