Bir ceza davasında, sanığın yokluğunda verilen mahkumiyet hükmü, sanık müdafiinin yüzüne karşı tefhim edilmiş, ancak müdafi süresi içinde temyiz başvurusunda bulunmamıştır. Sanık, kararı ve temyiz süresinin kaçırıldığını infaz aşamasında öğrenmiştir. Bu durumda sanığın, müdafiinin ihmali nedeniyle kaçırılan süre için 'eski hale getirme' (CMK m. 40) talebinde bulunması başarılı olur mu? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.12.2011 tarihli kararı bu konuda neyi vurgulamaktadır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #96797

Bu durumda sanığın eski hale getirme talebinin başarılı olma ihtimali çok düşüktür. Kural olarak, müdafiie yapılan tefhim, hukuken asile (sanığa) yapılmış sayılır ve temyiz süresini başlatır. Müdafiin, kanuni bir temsilci olarak, bu süreleri takip etme ve gerekli başvuruları yapma yükümlülüğü vardır. Müdafiin süreyi ihmal veya unutma gibi nedenlerle kaçırması, CMK m. 40 anlamında sanık için 'kusuru olmaksızın bir engel' hali olarak kabul edilmez. Bu durum, sanık ile müdafii arasındaki vekalet ilişkisinin bir sorunudur ve kural olarak mahkemeyi bağlamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.12.2011 gün ve 377-301 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, mesleği avukatlık olan ve sanığı temsil eden müdafiinin, yasa yollarını ve sürelerini bilmemesi veya ihmal etmesi, sanık için bir mazeret teşkil etmez. Sanığın bu durumda hak kaybına uğramasının sorumluluğu, ihmali gösteren müdafiine aittir ve sanık, bu nedenle müdafiine karşı hukuki (tazminat) veya disiplin yollarına başvurabilir. Ancak, ceza muhakemesi açısından kaçırılan süre canlandırılamaz. Eski hale getirme, sadece sanığın veya müdafiinin iradesi dışındaki, önlenemez bir engel (mücbir sebep) halinde söz konusu olabilir.