Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2015/17297 E. sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkinin mutlak bir bozma sebebi olduğu belirtilmiştir. Eğer kısa kararda 'davanın kabulüne' denilmiş, ancak gerekçeli kararın hüküm fıkrasında 'davanın kısmen kabulüne' şeklinde bir ifade yer almışsa, bu durum bir 'maddi hata' (HMK m. 304) olarak düzeltilebilir mi, yoksa hükmün esasını değiştiren bir çelişki midir?
Bu durum, bir maddi hata olarak düzeltilemez ve hükmün esasını değiştiren, Anayasa'nın 141. maddesine ve HMK'nın emredici hükümlerine aykırı, mutlak bir bozma sebebidir. Maddi hata (HMK m. 304), tarafların isimlerindeki, rakamlardaki veya hesaplamalardaki bariz yanlışlıklar gibi, hükmün özünü ve sonucunu etkilemeyen hatalardır. 'Davanın kabulü' ile 'davanın kısmen kabulü' arasında ise, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar açısından esasa ilişkin temel bir fark vardır. Hâkim, kısa kararla 'davanın kabulüne' karar vererek davadan elini çekmiştir (HMK m. 294). Artık bu kararını değiştiremez. Sonradan yazdığı gerekçeli kararda 'kısmen kabul'e hükmetmesi, tefhim ettiği kararı değiştirmesi anlamına gelir. Bu, hem davadan el çekme ilkesinin ihlalidir hem de tarafların hangi hükme göre hareket edecekleri konusunda bir belirsizlik yaratır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre (Yargıtay 10. HD kararı ve 10.04.1992 tarihli İBK), bu tür bir çelişki, başka hiçbir yöne bakılmaksızın kararın bozulmasını gerektirir. Bu, HMK m. 304 kapsamında düzeltilebilecek bir kalem hatası değil, hükmün kendisindeki tutarsızlıktır.