Anayasa Mahkemesi'nin 'Zekeriya Sevim' (B.N: 2018/18989) kararında, mahkemenin tanığı duruşmaya getirmek için 'yeterli çaba' sarf etmemesi bir ihlal sebebi olarak görülmüştür. Bir tanığın polis memuru olduğu ve görev yerinin kolayca tespit edilebilecek durumda olmasına rağmen, sadece bilinen adresine talimat yazılıp 'ulaşılamadı' cevabıyla yetinilmesi, 'yeterli çaba' kriterini karşılar mı? Mahkemenin bu konudaki yükümlülüğünün sınırları nelerdir?
Hayır, bu durum 'yeterli çaba' kriterini karşılamaz. AYM'nin Zekeriya Sevim kararında da tam olarak bu durum eleştirilmiştir. Mahkemenin, delillerin toplanması ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması konusunda pasif bir rolde kalması beklenemez. Özellikle, mahkumiyet için 'belirleyici' olabilecek bir tanığın dinlenmesi söz konusu olduğunda, mahkemenin bu tanığı duruşmaya getirmek için tüm makul ve mevcut imkanları kullanması gerekir. Tanığın bir kamu görevlisi (polis memuru) olması, bu yükümlülüğü daha da artırır. Çünkü bir kamu görevlisinin görev yeri, resmi kanallarla (Emniyet Genel Müdürlüğü, ilgili valilik vb.) kolayca tespit edilebilir. Sadece bilinen ve muhtemelen güncel olmayan bir ev adresine talimat yazıp, 'ulaşılamadı' cevabıyla yetinmek, mahkemenin gerekli özeni ve çabayı göstermediğinin açık bir kanıtıdır. Mahkemenin yükümlülüğünün sınırları, 'makuliyet' ve 'mevcut imkanlar' çerçevesinde çizilir. Mahkeme, tanığın sicil numarasından görev yerini sorgulatabilir, çalıştığı birime müzekkere yazabilir, hatta yakalama emri (CMK m. 235) çıkarabilir. Bu yolları denemeden tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesi, adil yargılanma hakkının (tanığı sorgulama hakkı) ihlalidir ve Zekeriya Sevim kararında da bu nedenle ihlal kararı verilmiştir.