Anayasa Mahkemesi'nin 22.10.2020 tarihli kararıyla İİK m. 362/a'daki özel okullara ilişkin haciz yasağını iptal ederken, Yüksek Mahkeme aynı zamanda Anayasa'nın 42. maddesindeki eğitim hakkının önemini de vurgulamıştır. İptal kararından sonra, bir özel okulun eğitim-öğretim faaliyetini fiilen durduracak nitelikteki temel demirbaşlarına (sıra, tahta, bilgisayar laboratuvarı vb.) haciz konulması, 'hakkın kötüye kullanılması' (TMK m. 2) veya kamu hizmetinin devamlılığı ilkesi çerçevesinde bir sorun yaratır mı? İcra memurunun bu konudaki takdir yetkisi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #96787

Bu soru, AYM'nin iptal kararının yarattığı yeni hukuki durumun sınırlarını test etmektedir. AYM, haciz yasağını alacaklının mülkiyet hakkını orantısız şekilde kısıtladığı için iptal etmiştir; ancak bu, özel okulların mallarının sınırsızca haczedilebileceği anlamına gelmez. İcra ve İflas Kanunu'nun genel prensipleri ve hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK m. 2) burada devreye girer. Bir özel okulun eğitim-öğretim faaliyetini tamamen durduracak, yani kamu hizmetinin devamlılığını fiilen imkansız kılacak nitelikteki temel demirbaşların (öğrenci sıraları, yazı tahtaları, temel laboratuvar malzemeleri vb.) haczi, her ne kadar yasal bir engel kalmamış olsa da, 'hakkın kötüye kullanılması' olarak değerlendirilebilir. Alacaklının amacı alacağını tahsil etmektir, kamu hizmetini felç etmek değil. İcra memurunun, haciz işlemini yaparken İİK m. 85 uyarınca borçlunun ve alacaklının menfaatlerini dengede tutma yükümlülüğü vardır. İcra memuru, okulun ticari değeri olan diğer varlıkları (örneğin, idari ofis mobilyaları, hizmet araçları, banka hesapları) varken, doğrudan eğitimin temel araçlarına haciz koymaktan kaçınmalıdır. Bu tür bir haciz işlemi, kamu hizmetinin devamlılığı ve öğrencilerin eğitim hakkı gibi üstün kamusal menfaatleri zedeleyeceği için, borçlu okul tarafından icra mahkemesinde şikayet yoluyla (İİK m. 16) iptal ettirilebilir. Dolayısıyla, AYM kararı mutlak bir haciz serbestisi getirmemiş, haciz işleminin genel hukuk ilkeleri ve menfaatler dengesi çerçevesinde yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmamıştır.