Bir sanığın, başka bir suçtan dolayı cezaevinde hükümlü olarak bulunduğu sırada, yargılandığı başka bir davada duruşmalardan vareste tutulmamasına rağmen yokluğunda mahkumiyet hükmü kurulması, Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 2015/8366 E. sayılı kararına göre neden savunma hakkının kısıtlanması olarak kabul edilmektedir? CMK m. 196'nın bu konudaki rolü nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #96778

Bu durum, CMK m. 196'da düzenlenen 'sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı' ve buna bağlı olarak Anayasa m. 36 ile AİHS m. 6'da güvence altına alınan 'savunma hakkı'nın ihlali olarak kabul edilmektedir. CMK m. 196/1, sanığın sorgusu yapılmamışsa mutlaka duruşmada hazır bulundurulmasını emreder. Daha da önemlisi, aynı maddenin ikinci fıkrası, 'Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe yoluyla sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir.' demektedir. Sanığın cezaevinde olması, onun duruşmaya getirilmesine engel bir durum değildir. Mahkemenin, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü olan sanığı, SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla veya bizzat getirtmek suretiyle duruşmada hazır etme yükümlülüğü vardır. Sanık, duruşmalardan vareste tutulmayı kendisi talep etmedikçe veya kanuni bir istisna bulunmadıkça, yokluğunda yargılama yapılarak hakkında mahkumiyet hükmü kurulamaz. Yargıtay 17. CD'nin kararında da belirtildiği gibi, bu durum, sanığın delilleri tartışma, tanıklara soru sorma ve son sözünü söyleme gibi savunma hakkının temel unsurlarından mahrum bırakılması anlamına gelir. Bu, yargılamanın esasına etkili, mutlak bir bozma nedenidir.