Köy yerinde, belediye veya su idaresi tarafından tesis edilmiş bir şebeke olmaksızın, kişilerin kendi imkanlarıyla oluşturduğu bir su kaynağından sayaçsız olarak su kullanan bir kişinin eylemi, TCK m. 163/3 kapsamında 'kaçak su kullanma' suçunu oluşturur mu? Bu eylemin 7478 sayılı Köy İçme Suları Hakkında Kanun açısından niteliği nedir?
TCK m. 163/3'te düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunun konusu, 'abonelik esasına göre yararlanılabilen' su, elektrik veya doğalgazdır. Bu, suçun oluşabilmesi için ortada ticari bir işletme tarafından sunulan ve bir abonelik sözleşmesine dayalı olarak yararlanılan bir hizmetin bulunması gerektiğini ifade eder. Köy yerinde, belediye veya bir su idaresi (örn: İSKİ, ASKİ) tarafından kurulmuş ve abonelik esasına göre işletilen bir şebeke yoksa, kişilerin kendi imkanlarıyla veya imece usulüyle oluşturduğu bir kaynaktan su kullanması, TCK m. 163/3'teki suçu oluşturmaz. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2016/1995 sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu tür eylemler ceza kanunu kapsamında bir suç değil, özel kanunlar kapsamında bir idari yaptırım (kabahat) konusu olabilir. Özellikle, 7478 sayılı Köy İçme Suları Hakkında Kanun, köylerdeki içme suyu tesislerinin kurulması ve işletilmesini düzenler. Bu kanunun 16. maddesi (5728 sayılı Kanunla değişik), bu tesislere zarar veren veya suyun kirlenmesine neden olan fiiller için idari para cezası öngörmektedir. Dolayısıyla, köydeki ortak kullanıma ait bir kaynaktan usulsüz su kullanımı, TCK kapsamında bir suç teşkil etmez, ancak ilgili özel kanun (Köy İçme Suları Hakkında Kanun gibi) uyarınca bir kabahat oluşturabilir ve idari para cezası gerektirebilir. Bu nedenle mahkemenin öncelikle suyun niteliğini ve hangi yasal rejime tabi olduğunu araştırması gerekir.