5237 sayılı TCK m. 158/1-h'de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunda, failin 'tacir' veya 'şirket yöneticisi' olmaması, ancak şirket ortağı olan eşi adına fiilen şirketi yönetmesi ve ticari faaliyetleri yürütmesi durumunda, bu suçun faili olarak kabul edilebilir mi? Yargıtay'ın 'fiili durum' ve 'şirket adına hareket etme' kavramlarına yaklaşımını analiz ediniz.
Evet, kabul edilebilir. TCK m. 158/1-h'deki nitelikli halin uygulanması için failin mutlaka ticaret sicilinde 'tacir' veya 'şirket yöneticisi' olarak kayıtlı olması şart değildir. Maddedeki '...ya da şirket adına hareket eden...' ibaresi, Yargıtay tarafından geniş ve fiili duruma göre yorumlanmaktadır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2020/5228 K. sayılı kararında olduğu gibi, bir kişinin resmi sıfatı olmasa da, ticari faaliyetler sırasında üçüncü kişilerle muhatap olması, şirketi temsil ettiğine dair bir izlenim yaratması (kartvizit kullanma, toplantılara katılma, sözleşmeleri hazırlama vb.), şirket işleriyle fiilen ilgilenmesi, onun 'şirket adına hareket eden' kişi olarak kabul edilmesi için yeterlidir. Bu yorumun temelinde, suçun mağdurlarını koruma ve faillerin şekli unvanların arkasına saklanarak sorumluluktan kaçmasını önleme amacı yatmaktadır. Ceza hukukunda sorumluluk, fiili eyleme ve iradeye dayanır. Dolayısıyla, bir kişi şirketin ticari faaliyetlerini fiilen yürütüyor ve bu faaliyetler sırasında hileli hareketlerle menfaat temin ediyorsa, resmi bir unvanı olmasa dahi TCK m. 158/1-h'nin faili olabilir. Yargıtay, bu konuda şekli değil, maddi bir ölçüt benimsemektedir.