CMK m. 303/1-d, 'Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş... ise' Yargıtay'ın daha az bir cezaya hükmedebileceğini belirtir. Bu hükmün uygulanabilmesi için neden 'artırma sebebi kabul edilmemiş olması' şartı aranmaktadır? Bu şart, TCK m. 61'deki cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi ilkesiyle nasıl ilişkilidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #96745

CMK m. 303/1-d'de 'artırma sebebi kabul edilmemiş olması' şartının aranmasının temel nedeni, yerel mahkemenin 'takdir yetkisi' alanına müdahale etmekten kaçınmaktır. TCK m. 61, hakime temel cezayı belirlerken suçun işleniş biçimi, failin kastının yoğunluğu, meydana gelen zarar gibi birçok unsuru göz önünde bulundurarak alt ve üst sınırlar arasında bir takdir yetkisi tanır. Eğer yerel mahkeme, temel cezayı alt sınırdan uzaklaşarak veya bir artırım sebebi uygulayarak belirlemişse, bu, olayın özelliklerine göre daha ağır bir cezayı hak ettiğini düşündüğünü gösterir. Hükümden sonra lehe bir kanun çıksa ve cezanın üst sınırı düşse bile, Yargıtay, yerel mahkemenin bu takdirini (yani alt sınırdan uzaklaşma iradesini) ortadan kaldıramaz. Yeni kanuna göre cezayı yeniden belirlemek, yerel mahkemenin TCK m. 61 kapsamındaki takdir hakkını yeniden kullanmasını gerektirir. Bu ise yeniden yargılamayı zorunlu kılar. Ancak, eğer yerel mahkeme temel cezayı alt sınırdan belirlemiş ve hiçbir artırım sebebi uygulamamışsa, bu durumda takdire ilişkin bir tartışma yoktur. Lehe kanun çıktığında, Yargıtay da yeni kanunun alt sınırını uygulayarak kararı düzeltebilir. Çünkü bu durumda yerel mahkemenin takdir alanına girilmiş olmaz; sadece açık bir kanun değişikliğinin sonucu yansıtılmış olur. Bu şart, cezanın bireyselleştirilmesi yetkisinin asıl olarak hükmü veren mahkemeye ait olduğu ilkesini korumaya yöneliktir.