Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/2983 E. sayılı kararında, sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilirken, denetimli serbestlik süresinin '1 yıl süre ile' şeklinde belirlenmesi neden bozma sebebi sayılmıştır? Bu durum, mahkemenin infazı kısıtlayıcı bir karar vermesi olarak neden kabul edilmektedir?
TCK m. 58/6, tekerrür halinde hükmolunan cezanın, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirileceğini ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanacağını belirtir. Bu tedbirlerin nasıl, hangi merci tarafından ve ne kadar süreyle uygulanacağı ise ceza kanununda değil, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin kararında belirttiği gibi, yargılamayı yapan mahkemenin görevi, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına (yani TCK m. 58'in tatbik edilip edilmeyeceğine) karar vermektir. Hükümde, 'TCK m. 58 uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına' şeklinde bir ibareye yer vermesi yeterlidir. Denetimli serbestlik tedbirinin süresini (örneğin '1 yıl süre ile' gibi) belirlemek, yargılama mahkemesinin değil, cezanın infazı aşamasında ilgili infaz kurumu ve infaz hakimliğinin görevidir. Mahkemenin hükümde belirli bir süre tayin etmesi, infaz kanunundaki düzenlemelere ve infaz sürecindeki koşullara göre değişebilecek olan süreyi baştan sabitleyerek 'infazı kısıtlayıcı' bir nitelik taşır. Bu, görev ve yetki aşımı anlamına gelir. Bu nedenle Yargıtay, bu tür belirlemelerin hükümden çıkarılması suretiyle 'düzeltilerek onama' kararı vermektedir. Çünkü bu hata, yeniden yargılamayı gerektirmeyen, infaza ilişkin bir yetki aşımıdır.