Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2013/17884 E. sayılı kararında, ilamda mahkeme mührünün bulunmamasının tek başına bir bozma sebebi olmadığı, bu eksikliğin 'mahallinde giderilmesinin her zaman mümkün olduğu' belirtilmiştir. Bu yorum, HMK m. 301/1'de yer alan 'hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları... verilir' şeklindeki emredici hükümle nasıl bağdaştırılabilir? Yargıtay bu yaklaşımıyla hangi usul ilkesini önceliklendirmektedir?
HMK m. 301/1, hükmün geçerli bir şekilde taraflara verilebilmesi için imza ve mühür şartını öngörmektedir. Bu hüküm şeklen emredici bir nitelik taşır ve hükmün resmiyetini, mahkemeden çıktığını tevsik eden önemli bir unsurdur. Ancak, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2013/17884 E. sayılı kararındaki yaklaşım, bu şekil şartının mutlak bir bozma nedeni olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Yargıtay, mühür eksikliğini, hükmün esasına veya hukuki geçerliliğine etki etmeyen, sonradan tamamlanabilir (telafisi kabil) bir usulü eksiklik olarak değerlendirmektedir. Bu yorum, HMK m. 301/1'deki emredici hükümle lafzi bir çelişki gibi görünse de, Yargıtay burada 'usul ekonomisi' ilkesini önceliklendirmektedir. Sadece bir mühür eksikliği nedeniyle, esası itibarıyla hukuka uygun olan bir kararın bozulup yerel mahkemeye gönderilmesi, yargılamayı gereksiz yere uzatacak ve taraflar için ek külfetler doğuracaktır. Yargıtay, bu eksikliğin, kararı veren mahkeme tarafından her zaman giderilebileceğini kabul ederek, şekilciliğin hakkın özünü zedelemesinin önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla, mühür eksikliği bir hukuka aykırılık olmakla birlikte, yeniden yargılamayı gerektirecek nitelikte esasa etkili bir aykırılık olarak görülmemekte ve düzeltilebilir bir hata olarak kabul edilmektedir.