TCK m. 158/1-h'de düzenlenen 'tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında' işledikleri nitelikli dolandırıcılık suçunda 'şirket adına hareket eden kişi' kavramının kapsamını, Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2020/5228 K. sayılı kararını esas alarak yorumlayınız. Bir kişinin resmi olarak şirket ortağı veya yöneticisi olmaması, bu suçun faili olmasını mutlak surette engeller mi?
TCK m. 158/1-h'de yer alan 'şirket adına hareket eden kişi' kavramı, failin suçun faili olabilmesi için mutlaka Ticaret Sicili'nde yönetici veya ortak olarak kayıtlı olmasını gerektirmez. Bu kavram, fiili duruma ve üçüncü kişiler nezdinde yaratılan algıya göre belirlenir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2020/5228 K. sayılı kararında bu durum açıkça görülmektedir. Karara konu olayda sanık, resmi olarak ortak olmamasına rağmen, katılanlarla görüşmeleri yapmış, kendisini mimar olarak tanıtmış, projeyi göstermiş ve kartvizitinde ismi yer almıştır. Yargıtay, bu fiili durumları göz önüne alarak sanığın 'şirket adına hareket eden' kişi sıfatını taşıdığına ve dolayısıyla TCK m. 158/1-h'deki nitelikli dolandırıcılık suçunun faili olabileceğine hükmetmiştir. Bu yorum, suçun mağdurunun korunması ve faillerin hukuki statüler arkasına saklanmasının önlenmesi amacına hizmet eder. Dolayısıyla, bir kişinin resmi olarak şirket ortağı veya yöneticisi olmaması, bu suçun faili olmasını mutlak surette engellemez. Önemli olan, kişinin ticari faaliyet sırasında, üçüncü kişiler nezdinde şirketi temsil ettiği izlenimini yaratan, şirketle bağlantılı ve şirket lehine/adına görünen hileli eylemleri gerçekleştirmesidir. Bu, TTK'daki 'ticari mümessil', 'ticari vekil' gibi kavramları da aşan, ceza hukukuna özgü, fiili duruma dayalı bir yorumdur.