9. Yargı Paketi'nin yeni 'etki ajanlığı' (TCK m.339/A) taslağında suçun, Devletin 'iç veya dış siyasal yararları aleyhine' işlenmesi bir unsur olarak belirtilmiştir. 'Siyasal yarar' gibi soyut ve değişken bir kavramın bir suçun unsuru olması, ceza hukukunun hangi temel ilkesiyle en çok çelişir?
Bu durum, ceza hukukunun en temel ilkesi olan 'kanunilik' (suçta ve cezada kanunilik - Anayasa m.38, TCK m.2) ilkesiyle ve bu ilkenin alt unsuru olan 'belirlilik' (muayyenlik) ilkesiyle en çok çelişir. Kanunilik ilkesi, hangi eylemlerin suç teşkil ettiğinin ve bu eylemlere ne ceza verileceğinin kanunda açık, net, anlaşılır ve öngörülebilir bir şekilde tanımlanmasını gerektirir. 'Siyasal yarar' kavramı ise son derece soyut, sübjektif ve konjonktüre göre değişebilen bir kavramdır. Hangi eylemin devletin iç veya dış siyasal yararlarına 'aleyhte' olduğuna karar verecek olan, o anki siyasi iktidarın veya yargı organlarının yorumu olacaktır. Bu durum, vatandaşların hangi eylemlerinin suç teşkil edeceğini önceden kestirmesini imkansız hale getirir. Örneğin, bir sivil toplum örgütünün, hükümetin dış politikasını eleştiren bir rapor yayınlaması, birileri tarafından 'dış siyasal yararlar aleyhine' bir faaliyet olarak yorumlanabilir. Bu belirsizlik, hukuki güvenlik ilkesini temelden sarsar ve keyfi uygulamalara, özellikle de ifade ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel hakların orantısızca kısıtlanmasına zemin hazırlar.