Terör suçundan hükümlü bir kişi hakkında denetimli serbestlik kararı verilebilmesi için, 5275 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikte aranan koşullar, bu kişinin 'pişman' olduğunu göstermesini gerektirir mi? 'Örgütten ayrıldığının tespiti' ile 'pişmanlık' aynı anlama mı gelir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #96678

'Örgütten ayrıldığının tespiti' ile 'pişmanlık' hukuken aynı anlama gelmez, ancak birbiriyle yakından ilişkilidir. Kanun ve yönetmelik, denetimli serbestlik için doğrudan bir 'pişmanlık' beyanı aramaz. Aranan somut şart, Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliği m.6/2-ç'de belirtildiği gibi, 'mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilmesi'dir. Bu tespit, objektif ve sübjektif kriterlere dayanır. Hükümlünün koğuştaki davranışları, diğer örgüt üyeleriyle iletişim kurup kurmaması, disiplin durumu gibi objektif kriterlerin yanı sıra, İdare ve Gözlem Kurulu'nun hükümlünün tutum ve davranışlarından onun 'samimiyeti' hakkında bir kanaate varması da gerekir. Bu 'samimiyet' değerlendirmesi, aslında zımni bir pişmanlık değerlendirmesidir. Ancak kanuni şart, pişmanlık beyanı değil, örgütsel bağların koptuğunun 'tespit' edilmesidir. Bir hükümlü, örgütten ayrıldığını beyan edebilir ama pişman olmayabilir. Kurulun görevi, bu ayrılma iradesinin gerçek ve samimi olup olmadığını değerlendirmektir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2019/3771 E. sayılı kararında da, bu tespitin varlığının denetimli serbestlik için bir ön koşul olduğu vurgulanmıştır.