Yeni TCK m.339/A (etki ajanlığı) taslağının 4. fıkrası, 'Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır' hükmünü getirmektedir. Bu 'kovuşturma izni' şartının getirilmesinin olası nedenleri nelerdir ve bu şart, suçun belirsizliğinden kaynaklanan riskleri azaltmada yeterli bir güvence midir?
Bu 'kovuşturma izni' (veya 'takibat şartı') şartının getirilmesinin olası nedenleri şunlardır: 1) Devletin Dış Politika Menfaatlerinin Korunması: Suçun unsurları ('yabancı devlet', 'siyasal yararlar') doğrudan devletin dış ilişkilerini ilgilendirmektedir. Adalet Bakanlığı (ve dolayısıyla yürütme organı), bir soruşturmanın veya kovuşturmanın, devletin dış politikası veya uluslararası ilişkileri üzerinde yaratabileceği olumsuz etkileri değerlendirerek dava açılıp açılmamasını kontrol etme imkanına sahip olmak istemektedir. 2) Keyfi Soruşturmaların Önlenmesi: Suç tanımının soyut ve geniş olması nedeniyle, her olayın savcılar tarafından kolayca davaya dönüştürülmesini engellemek ve merkezi bir süzgeçten geçirilmesini sağlamak amaçlanmış olabilir. Ancak, bu şartın suçun belirsizliğinden kaynaklanan riskleri azaltmada yeterli bir güvence olduğu söylenemez. Çünkü: - Güvence Değil, Siyasi Kontrol: Bu izin, hukuki bir denetimden çok, siyasi bir kontrol mekanizmasıdır. Yürütme organının, istemediği davaların açılmasını engellerken, istediği davalara izin vermesi riski vardır. Bu durum, yargı bağımsızlığı ilkesiyle çelişebilir. - Temel Sorunu Çözmez: İzin şartı, suç tanımının kendisindeki 'belirsizlik' ve 'öngörülemezlik' sorununu çözmez. Sadece bu belirsizliğin kim tarafından ve ne zaman kullanılacağını belirler. Temel hak ve hürriyetler (ifade, basın, örgütlenme özgürlüğü) üzerindeki 'caydırıcı etki' (chilling effect) devam eder, çünkü kişiler hangi eylemlerinin soruşturulup hangilerine izin verileceğini bilemezler. Dolayısıyla, bu şart etkili bir hukuki güvence değildir.