9. Yargı Paketi'nin yeni 'etki ajanlığı' teklifinde (TCK m.339/A), suçun oluşması için 'yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları VEYA talimatı doğrultusunda' hareket etme şartı aranmaktadır. 'Stratejik çıkar' ile 'talimat' arasındaki fark nedir ve bu ayrım ispat hukuku açısından ne gibi zorluklar yaratır?
'Talimat' ve 'stratejik çıkar' kavramları arasında hiyerarşik ve ispat açısından önemli bir fark vardır: 1) Talimat: Daha somut, doğrudan ve genellikle ispatı (iletişim kayıtları, tanık beyanları vb. ile) daha mümkün olan bir kavramdır. Fail ile yabancı devlet/organizasyon arasında doğrudan veya dolaylı bir emir-komuta veya yönlendirme ilişkisinin varlığını ima eder. Failin eylemi, belirli bir isteği yerine getirme amacı taşır. 2) Stratejik Çıkar: Çok daha soyut, geniş ve yoruma açık bir kavramdır. Fail ile yabancı devlet/organizasyon arasında doğrudan bir bağ veya talimat olması gerekmez. Failin, o devletin veya organizasyonun genel hedeflerine, politikalarına ve uzun vadeli çıkarlarına hizmet ettiğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi yeterlidir. İspat hukuku açısından zorluk burada ortaya çıkar. Bir eylemin, bir organizasyonun 'stratejik çıkarına' hizmet edip etmediği nasıl objektif olarak belirlenecektir? Savcılık ve mahkeme, yabancı bir organizasyonun stratejik çıkarlarını nasıl tespit edecektir? Failin bu soyut çıkar doğrultusunda hareket ettiğine dair özel kastı nasıl şüpheye yer vermeyecek şekilde kanıtlanacaktır? 'Talimat' daha somut bir delil gerektirirken, 'stratejik çıkar' sübjektif yorumlara, kanaatlere ve siyasi değerlendirmelere dayalı suçlamalara zemin hazırlama riski taşır, bu da ceza hukukunun kesinlik ilkesiyle bağdaşmaz.