Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararının, FETÖ/PDY gibi Anayasal düzene karşı işlenen suçlarda verilmesi, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması açısından ne gibi bir ikilem yaratmaktadır? Masumiyet karinesi ile idarenin milli güvenliği sağlama yükümlülüğü bu bağlamda nasıl çatışır?
Bu durum, ciddi bir hukuki ikilem yaratmaktadır. Bir yanda, ceza hukuku açısından HAGB bir mahkumiyet değildir ve 'masumiyet karinesi' devam eder. Kişi, hukuken suçlu sayılmaz. Diğer yanda ise, idarenin, özellikle milli güvenlik, istihbarat, emniyet gibi hassas görevlere atanacak kişilerde, devlete sadakat ve güvenilirlik gibi nitelikleri arama ve milli güvenliği sağlama yükümlülüğü vardır. FETÖ/PDY gibi Anayasal düzene karşı bir suçtan dolayı HAGB kararı verilmesi, mahkemenin 'fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olduğu' kanaatine vardığını gösterir. İdare, bu 'maddi vakıa tespitini' esas alarak, kişinin milli güvenliğe aykırı bir yapıyla 'irtibat ve iltisakı' olduğu sonucuna varabilir. Bu noktada masumiyet karinesi (ceza hukuku prensibi) ile idarenin takdir yetkisi ve milli güvenliği koruma yükümlülüğü (idare hukuku prensibi) çatışır. İdare, 'kişi mahkum olmasa da, bu fiili işlemiş olması ve bu yapıyla ilişkisi, memuriyetin gerektirdiği güveni sarsmıştır' argümanını kullanır. Yargı kararları, bu çatışmada olayın somut özelliklerine, kişinin görev yapacağı kurumun niteliğine ve delillerin ağırlığına göre farklı sonuçlara varabilmektedir. Ancak genel eğilim, bu tür suçlarda verilen HAGB kararlarının güvenlik soruşturmalarında olumsuz bir faktör olarak değerlendirilmesi yönündedir.