Hüküm nüshasının taraflardan birine tebliğ edilmemesi veya geç tebliğ edilmesi, temyiz süresinin işlemeye başlamasını nasıl etkiler? HUMK m.432 ve HMK m.301 arasındaki ilişkiyi, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2017/3988 E. sayılı kararındaki olay örgüsü üzerinden açıklayınız.
Hem 1086 sayılı HUMK m.432 hem de HMK'daki genel prensipler uyarınca, kanun yoluna başvuru süresi, kararın usulüne uygun olarak 'tebliği' ile başlar. Hüküm nüshasının taraflardan birine hiç tebliğ edilmemesi veya usulsüz tebliğ edilmesi durumunda, o taraf için süre işlemeye başlamaz. Süre, ancak tarafın kararı başka bir yolla öğrendiği (ıttıla) tarihten itibaren başlar. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2017/3988 E. kararındaki olayda, mahkemenin ek kararı davalıya 17.02.2017'de tebliğ edilmiş ve davalı, mahkemenin hatalı olarak belirttiği 1 aylık süre içinde (17.03.2017'de) temyiz başvurusunda bulunmuştur. Burada tebliğ yapıldığı için süre başlamıştır. Ancak asıl tartışma, tebliğ edilen kararda sürenin yanlış gösterilmesinin, usulüne uygun bir tebligatın sonuçlarını değiştirip değiştirmeyeceğidir. Karşı oy yazısı, tebligatla başlayan sürenin, tebligattaki yanıltıcı bilgi nedeniyle tarafın lehine yorumlanması gerektiğini savunur. HMK m.301 ise, hüküm nüshasının bir suretinin 'gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edileceğini' emrederek tebligatın önemini vurgular. Özetle, tebliğ süre başlangıcı için şarttır ve tebliğ edilen belgenin içeriği de (yanıltıcı bilgi içermesi) sürenin hesaplanmasında belirleyici olabilir.