Bir şirketin ortağı ve yöneticisi olan failin, diğer ortağından mal kaçırmak amacıyla hileli bir şekilde şirkete ait bir taşınmazı üçüncü bir şahsa satması eylemi, TCK m.158/1-h kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçunu mu, yoksa başka bir suçu mu oluşturur? Yargıtay'ın bu konudaki değerlendirmesi nasıldır?
Bu eylem nitelikli dolandırıcılık suçunu değil, TCK m.155/2'de düzenlenen 'hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma' suçunu oluşturur. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2020/6877 K. sayılı kararında bu ayrım net bir şekilde yapılmıştır. TCK m.158/1-h'deki suçun oluşabilmesi için, dolandırıcılık eyleminin şirketin ticari faaliyeti kapsamında 'üçüncü kişilere' karşı işlenmesi gerekir. Oysa somut olayda fail, şirketin malvarlığını hileli işlemlerle diğer ortağın zararına olarak elden çıkarmaktadır. Burada aldatılan ve zarara uğratılan dışarıdan bir üçüncü kişi değil, şirketin kendisi ve dolayısıyla diğer ortaktır. Fail, şirket yöneticisi olması nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya idare etmekle yükümlü olduğu şirket malını, bu görevinin sağladığı güveni kötüye kullanarak zimmetine geçirmekte veya başkasına devretmektedir. Bu eylem, tipik bir hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçudur. Yargıtay da bu tür eylemlerin suç vasfında hata yapılarak nitelikli dolandırıcılık olarak cezalandırılmasını bozma nedeni saymaktadır.