İddianamede talep edilmediği halde, mahkemenin örgüt mensubu olduğu kabul edilen sanık hakkında TCK m.58/9 uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine karar verebilmesi için CMK m.226 uyarınca 'ek savunma hakkı' tanıması gerekir mi? Bu konudaki farklı görüşleri ve Yargıtay içtihatlarını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #96555

Bu konu tartışmalıdır. TCK m.58/9'un hukuki niteliğine ilişkin iki farklı görüş, ek savunma hakkı konusunda da farklı sonuçlara yol açar. Birinci görüş (Yargıtay'ın baskın görüşü), m.58/9'un bir 'infaz rejimi' olduğunu ve kazanılmış hak oluşturmadığını kabul ettiği için, ek savunma hakkı verilmesinin zorunlu olmadığını savunur. Çünkü bu bir ceza veya güvenlik tedbiri değil, mahkumiyetin doğal bir sonucudur. İkinci görüşe (metinde savunulan görüş) göre ise, TCK m.58 'Güvenlik Tedbirleri' başlığı altında düzenlenmiştir ve m.58/9'un uygulanması da bir güvenlik tedbiridir. CMK m.226/2, 'cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hallerin' ilk kez duruşmada ortaya çıkması halinde sanığa ek savunma hakkı verilmesini zorunlu kılar. Bu görüşe göre, iddianamede talep edilmeyen m.58/9'un uygulanması, sanığın savunma hakkını (Anayasa m.36) kısıtlar. Nitekim Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 05.02.2018 tarihli, 2017/2509 E. sayılı kararı gibi bazı kararlar, ek savunma hakkı tanınmadan TCK m.58/9'un uygulanmasını bozma sebebi yapmıştır. Bu kararlar, TCK m.58/9'un uygulanmasının en azından sanığın hukuki durumunu ağırlaştıran ve savunma yapılmasını gerektiren bir durum olduğunu kabul etmektedir.