Bir ceza yargılamasında, sanık aleyhine beyanda bulunan bir tanığın, başka bir dosyada 'sanık' sıfatıyla dinlenmiş ifadesi dosyaya getirilmiştir. Sanık müdafii, bu kişinin kendi davalarında 'tanık' sıfatıyla dinlenmesini ve CMK m.201 uyarınca doğrudan soru sorma hakkını kullanmak istediğini talep etmiştir. Mahkemenin bu talebi 'dosyanın mevcut haliyle hüküm vermeye elverişli olduğu' gerekçesiyle reddetmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında nasıl bir ihlal oluşturur? Zekeriya Sevim kararını referans alarak açıklayınız.
Mahkemenin bu talebi reddetmesi, Anayasa m.36 ve AİHS m.6/3-d'de güvence altına alınan 'tanık sorgulama hakkı' ve 'silahların eşitliği' ilkesinin açık bir ihlalidir. Zekeriya Sevim kararında AYM, bu durumu detaylıca incelemiştir. Sanığın, aleyhindeki iddiaların dayanağı olan kişiye doğrudan soru sorarak beyanlarının güvenilirliğini ve tutarlılığını test etme hakkı, savunma hakkının temel bir unsurudur. Başka bir dosyada sanık sıfatıyla, belki de kendi cezasını hafifletmek veya etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla verdiği ifadenin, sorgulanamadan mevcut davada delil olarak kullanılması, sanığı iddia makamı karşısında dezavantajlı bir konuma düşürür. Mahkemenin, tanığın dinlenilmesi talebini 'dosyanın hüküm vermeye elverişli olduğu' gibi soyut bir gerekçeyle reddetmesi ve tanığı duruşmaya getirmemek için geçerli bir neden (örn: tanığın ölümü, ulaşılamaması gibi) ortaya koyamaması, bu hakkın keyfi olarak kısıtlandığını gösterir. Zekeriya Sevim kararında da vurgulandığı gibi, bu usuli eksikliği telafi edici dengeleyici güvenceler sağlanmadıkça, yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyeti zedelenir ve adil yargılanma hakkı ihlal edilmiş olur.