Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/96 sayılı kararında, sanığın eylemi meşru savunma sınırlarının 'mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş' ile aşılması (TCK m. 27/2) olarak kabul edilmiştir. Eğer sanığın sınırı, bu duygularla değil de, saldırganlara duyduğu 'öfke' nedeniyle aştığı tespit edilseydi, verilecek karar ne olurdu? İki durum arasındaki farkın kusurluluk açısından analizini yapınız.
Cevap: Eğer sanığın sınırı 'öfke' ile aştığı tespit edilseydi, TCK m. 27/2 uygulanamazdı ve sanığa ceza verilmemesi kararı verilemezdi. Bu durumda, sanığın eylemi 'haksız tahrik altında kasten öldürme' (TCK m. 81, m. 29) olarak nitelendirilirdi. İki durum arasındaki fark, kusurluluğun irade unsuru üzerindeki etkisindedir. TCK m. 27/2'nin temelinde, ani ve ağır bir saldırı karşısında kişinin iradesinin zayıflaması, panik haliyle davranışlarını tam olarak kontrol edememesi yatar. Bu durum, kusurluluğu tamamen ortadan kaldıran bir mazeret hali olarak kabul edilir. 'Öfke' ise, iradeyi zayıflatmakla birlikte, ortadan kaldırmaz. Öfke ile hareket eden fail, ne yaptığını bilir ancak haksız saldırının yarattığı hiddet nedeniyle kendini kontrol etmekte zorlanır. Bu durum, kusurluluğu tamamen ortadan kaldırmaz, sadece azaltır. Bu nedenle haksız tahrik, bir cezasızlık nedeni değil, bir ceza indirimi nedenidir. Yargıtay uygulaması da, failin amacının savunmadan çok kin ve öfkeyi tatmin etmeye yönelik olduğu durumlarda TCK m. 27/2'nin uygulanamayacağı yönündedir (www.zulkufarslan.av.tr_mesru-savunmada-sinir).