TCK m. 272/5'e göre, yalan tanıklık yapan kişinin, aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde, 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak' sorumlu tutulması ne anlama gelmektedir? Bu düzenlemenin ceza hukuku sorumluluk teorisindeki yerini tartışınız.
Cevap: Bu düzenleme, ceza hukukundaki 'dolaylı faillik' kurumunun özel bir kanuni düzenlemesidir. Dolaylı faillik, bir kişinin, suçun kanuni tanımındaki fiili bizzat işlemeyip, bir başkasını (genellikle suç işleme ehliyeti olmayan veya bir hata içinde olan birini) 'araç' olarak kullanarak suçu işlemesidir. Normalde, hakimin bir kişiyi tutuklama kararı, hukuka uygun bir yargısal faaliyettir. Ancak TCK m. 272/5, bu durumu özel olarak düzenlemiştir. Burada yalan tanıklık yapan kişi, hakimi veya savcıyı, gerçeğe aykırı beyanlarıyla yanıltarak bir 'hata' içine düşürmekte ve masum bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına neden olmaktadır. Yani, yalan tanık, yargı makamını bir 'araç' gibi kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (TCK m. 109) suçunun neticesini gerçekleştirmektedir. Bu nedenle kanun, failin sadece yalan tanıklıktan değil, aynı zamanda bu eyleminin yol açtığı daha ağır sonuç olan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da 'dolaylı fail' olarak sorumlu tutulmasını öngörmüştür. Bu, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan farklı, özel bir faillik ve içtima düzenlemesidir.