Bir şirketin konkordato talebinin Bölge Adliye Mahkemesi'nce reddedilip iflâsına karar verilmesi üzerine, Yargıtay bu kararı 'borçlunun dinlenilmediği' gerekçesiyle bozmuştur. Bozma sonrası dosyayı yeniden ele alan BAM, direnme kararı vererek Yargıtay'ın bozma gerekçesini neden hukuken isabetsiz bulmuştur? BAM'ın tasdik yargılaması ve mühlet içi yargılama ayrımına dayanan argümanını açıklayınız.
Cevap: BAM, direnme kararında Yargıtay'ın bozma gerekçesini şu argümanlarla isabetsiz bulmuştur: BAM'a göre Yargıtay, olaya yanlış kanun maddesini (İİK m. 292) uygulamıştır. İİK m. 292, 'kesin mühlet içinde', yani henüz tasdik yargılamasına geçilmeden, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşıldığında verilen iflâs kararlarını düzenler ve bu durumda borçlunun dinlenmesini açıkça öngörür. Oysa somut olay, mühletin bittiği ve projenin oylandığı 'tasdik yargılaması' aşamasındadır ve bu aşamadaki iflâs kararı İİK m. 308'e tabidir. BAM'a göre, İİK m. 308'de, m. 292'dekinin aksine, borçlunun ayrıca dinleneceğine dair bir hüküm yoktur. BAM, kanun koyucunun bu ayrımı bilinçli yaptığını savunur. Mühlet içinde borçlu, komiser raporundan haberdar olmayabilir, bu yüzden dinlenmesi gerekir. Ancak tasdik aşamasında borçlu, nihai rapordan, alacaklıların oylarından ve ilan edilen duruşma gününden zaten haberdardır. Bu nedenle, kanun koyucu onu bir kez daha davet etme gereği görmemiştir. BAM, bu gerekçeyle, tasdik aşamasında borçluyu dinlemeden iflâs kararı vermenin hukuka uygun olduğunu savunarak direnmiştir (www.zulkufarslan.av.tr_konkordato-talebinin-reddi...).