5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı eski TCK'dan farklı olarak, meşru savunmanın sadece 'nefis veya ırza' yönelik saldırılara karşı değil, 'herhangi bir hakka' yönelik saldırılara karşı da mümkün kılınmasının, özellikle malvarlığına yönelik suçlar açısından pratik sonuçları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95424

Cevap: Bu değişiklik, meşru savunmanın kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir. 765 sayılı TCK döneminde, bir kişinin malvarlığına (örneğin arabasına veya cüzdanına) yönelik bir saldırıyı defetmek için kullandığı orantılı güç, meşru savunma sayılmıyor, şartları varsa 'ıztırar hali' (zorunluluk hali) kapsamında değerlendirilebiliyordu. 5237 sayılı TCK'nın 25. maddesi ise, saldırının 'gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka' yönelik olmasını yeterli görmektedir. Bu hak, yaşam hakkı, vücut bütünlüğü gibi temel haklar olabileceği gibi, mülkiyet hakkı, zilyetlik gibi malvarlığı hakları da olabilir. Bunun pratik sonucu şudur: Bir hırsızı, malını çalarken yakalayan kişi, hırsızlığı engellemek veya malını geri almak için, 'saldırı ile orantılı olmak kaydıyla', cebir kullanabilir. Bu cebir eylemi, meşru savunma kapsamında hukuka uygun sayılacak ve kasten yaralama suçunu oluşturmayacaktır. Eski kanun döneminde bu durum, hukuki bir boşluk yaratıyor ve kişilerin malvarlıklarını korumasını zorlaştırıyordu (www.zulkufarslan.av.tr_mesru-savunmada-sinir).