Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin K. 2019/757 sayılı kararında, hacizli malların muhafazası talep edildiğinde, hacizden itibaren 6 aylık yasal satış isteme süresinin geçmiş olması nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, alacaklının kendi ihmalinin, borçlu-yedieminin cezai sorumluluğunu nasıl etkilediğini göstermektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95206

Bu durum, alacaklının kendi usuli yükümlülüklerini yerine getirmemesinin (ihmalinin), borçlu-yedieminin cezai sorumluluğunu doğrudan doğruya ortadan kaldırdığını göstermektedir. TCK m. 289'daki suçun oluşabilmesi için, suç tarihi itibarıyla hukuken geçerli bir 'haciz'in bulunması gerekir. İİK m. 106 ve 110'a göre, alacaklı, haciz tarihinden itibaren kanunda öngörülen süreler (o dönemde 6 ay veya 1 yıl) içinde satış istemezse, haciz 'kendiliğinden' (hukuken) kalkar. Karardaki olayda alacaklı, bu yasal süreyi geçirmiş ve satış istememiştir. Bu nedenle, muhafaza talebinin yapıldığı tarih itibarıyla, mallar üzerindeki haciz hukuken düşmüştür. Haciz ortadan kalkınca, sanığın 'yedieminlik' sıfatı ve malları o haciz için saklama görevi de sona ermiştir. Artık ortada suçun temel unsuru olan 'hacizli mal' yoktur. Alacaklının kendi hakkını takip etmedeki ihmali, suçun hukuka aykırılık unsurunu yok etmiştir. Bu nedenle, sanığın eylemi suç oluşturmaz ve beraatine karar verilmesi gerekir. Kısacası, alacaklının ihmali, sanığın cezai sorumluluktan kurtulması sonucunu doğurur.