Anayasa Mahkemesi, E. 2022/144 sayılı kararında, ceza yargılamasında hükmün gerekçesinin sonradan yazılmasına imkan tanıyan CMK m. 231/1'i Anayasa'ya aykırı bulmazken, bu durumun bir sonucu olan 'istinaf süresinin tefhimden başlamasını' düzenleyen CMK m. 273/1'i neden Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir? İki kural arasındaki bu farklı değerlendirmenin temel sebebi nedir?
Bu farklı değerlendirmenin temel sebebi, iki kuralın temel haklara müdahalesinin niteliği ve ağırlığındaki farktır. 1) CMK m. 231/1 (Gerekçenin Sonradan Yazılması): AYM, bu kuralı tek başına bir hak ihlali olarak görmemiştir. Çünkü bu kural, tek başına bir hakkı sınırlamaz, sadece bir usulü düzenler. Kanun, gerekçenin sonradan yazılmasına izin verirken, aynı zamanda CMK m. 232/3 ve 275/2 gibi hükümlerle, tarafın nihayetinde gerekçeye ulaşmasını sağlayan 'telafi edici güvenceler' öngörmüştür. Yani, sistem kendi içinde bir denge kurmaya çalışmıştır. Bu nedenle, gerekçenin sonradan yazılması usulü, 'gerekçeli karar hakkını' özünde zedeleyen bir durum olarak görülmemiştir. 2) CMK m. 273/1 (Sürenin Tefhimden Başlaması): Bu kural ise, doğrudan doğruya 'mahkemeye erişim hakkına' ve 'savunma hakkına' bir 'sınırlama' getirmektedir. AYM'ye göre bu sınırlama, yukarıda belirtilen telafi edici güvencelere rağmen, 'ölçüsüz'dür. Çünkü kişiyi, neye itiraz edeceğini bilmeden, anlamlı bir savunma yapma imkanı olmadan, kısa bir süre içinde hukuki bir işlem yapmaya zorlamaktadır. Bu durum, bireye 'aşırı bir külfet' yüklemektedir. Kısacası, birinci kural bir 'usul' düzenlemesi olarak kalırken, ikinci kural bu usulün bir sonucu olarak temel bir hakka 'orantısız bir sınırlama' getirdiği için Anayasa'ya aykırı bulunmuştur. Sorun, gerekçenin sonradan yazılması değil, bu durumun sonuçlarının adil bir şekilde düzenlenmemiş olmasıdır (AYM, E. 2022/144, K. 2023/137, § 21, 49).