Yargıtay, bir işçilik alacağı davasının 'belirsiz alacak davası' olarak kabul edilebilmesi için, alacağın belirlenmesinin 'objektif olarak imkansız' olması veya 'davacının kendisinden beklenememesi' şeklinde iki alternatif şart öngörmektedir. Bu iki şart arasındaki farkı, birer örnekle açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95188

İki şart arasındaki fark, belirsizliğin kaynağının nesnel mi yoksa öznel mi olduğunda yatmaktadır. 1) Objektif Olarak İmkansızlık: Bu durumda belirsizlik, davanın konusunun niteliği gereği, kimse tarafından (ne davacı, ne davalı, ne de bir uzman tarafından) davanın açıldığı anda tam olarak hesaplanamaz. Belirsizlik nesneldir. Örnek: Bir iş kazası geçiren işçinin açtığı maddi ve manevi tazminat davası. Dava açılırken, işçinin maluliyet oranının ne olacağı, tarafların kusur oranlarının yargılama sonunda nasıl belirleneceği ve kaçınılmazlık faktörünün olup olmadığı belli değildir. Bu unsurlar olmadan tazminatı hesaplamak objektif olarak imkansızdır. 2) Davacıdan Beklenememe: Bu durumda alacak, aslında objektif olarak hesaplanabilir nitelikte olabilir, ancak bu hesaplamayı yapabilmek için gereken bilgi ve belgeler davacının elinde değildir ve bunlara ulaşması da kendisinden beklenemez. Belirsizlik, davacının sübjektif durumundan kaynaklanır. Örnek: Fazla mesai ücreti alacağı davası. Fazla mesai sürelerini gösteren puantaj kayıtları ve ücret bordroları işverenin elindedir. İşveren bu belgeleri işçiye vermemişse, işçi ne kadar fazla mesai yaptığını ve ne kadar alacağı olduğunu tam olarak hesaplayamaz. Bu hesabın ondan beklenmesi hakkaniyete aykırı olur. Bu durum, belirsiz alacak davası açmak için yeterlidir (Yargıtay HGK, E. 2015/3136, K. 2018/347).