5271 sayılı CMK'nın 225. maddesindeki 'davasız yargılama olmaz' ilkesi ile 226. maddesindeki 'suçun niteliğinin değişmesi' halinde ek savunma hakkı tanınması, mahkemenin yargılama yetkisinin sınırlarını ve bu sınırların aşılması durumundaki güvenceleri nasıl düzenlemektedir?
Bu iki madde, mahkemenin yargılama yetkisinin sınırlarını ve bu sınırların zorunlu olarak genişlemesi durumunda sanığın haklarını koruyan temel mekanizmaları düzenler. 1) Yetkinin Sınırı (CMK m. 225): 'Davasız yargılama olmaz' ilkesi, mahkemenin yetkisinin 'iddianamedeki fiil ve fail' ile sınırlı olduğunu belirtir. Mahkeme, iddianamede anlatılmayan bir fiilden veya iddianamede yer almayan bir kişiden dolayı kendiliğinden yargılama yapıp hüküm kuramaz. Bu, yargılamanın çerçevesini çizen temel bir kuraldır ve keyfiliği önler. 2) Sınırın Genişlemesi ve Güvencesi (CMK m. 226): Yargılama sırasında, iddianamede anlatılan fiilin hukuki niteliğinin (suç vasfının) değişebileceği öngörülmüştür. Örneğin, hırsızlık olarak nitelenen bir eylemin aslında yağma olduğu anlaşılabilir. Bu durumda mahkeme, iddianamedeki fiille bağlı kalmakla birlikte, hukuki nitelendirmeyi değiştirebilir. Ancak bu, yetkinin keyfi bir şekilde genişletilmesi anlamına gelmez. CMK m. 226, bu durumda sanığa 'ek savunma hakkı' verilmesini zorunlu kılarak bir güvence getirir. Sanık, bu yeni ve genellikle daha ağır olan suçlamaya karşı kendini savunma fırsatı bulmadan mahkum edilemez. Bu mekanizma, hem maddi gerçeğe ulaşmayı (doğru hukuki nitelendirme) hem de savunma hakkını korumayı amaçlar.