Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin K. 2016/668 sayılı kararında, sanığın yeni doğan bebeğini bir internet kafenin önüne 'alınacağı inancıyla' bırakması eylemi terk suçu sayılmamış, ancak TCK m. 233'teki aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. İki suç arasındaki bu ince ayrımın nedeni nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95163

İki suç arasındaki bu ince ayrımın nedeni, failin kastı ve yarattığı tehlikenin niteliğindeki farktır. 1) Terk Suçu (TCK m. 97) Açısından: Sanığın, bebeğin birileri tarafından 'alınacağı inancıyla' hareket etmesi, onun bebeği tamamen korumasız ve tehlikeye açık bir şekilde 'kendi haline terk etme' kastıyla hareket etmediğini gösterir. Fail, bir şekilde çocuğun bulunup himaye edileceğini ummaktadır. Bu durum, terk suçunun manevi unsurunun tam olarak oluşmadığı şeklinde yorumlanmıştır. Ayrıca, internet kafe önü gibi işlek bir yer, ıssız bir yere göre daha az tehlikeli kabul edilerek, suçun maddi unsuru olan 'tehlike yaratma'nın da zayıf kaldığı düşünülmüştür. 2) Yükümlülüğün İhlali (TCK m. 233) Açısından: Ancak sanığın bu davranışı, kendi yasal bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemek, bu sorumluluğu belirsiz üçüncü kişilerin insafına bırakmak anlamına gelir. Bu, TCK m. 233'te tanımlanan 'aile hukukundan kaynaklanan bakım... yükümlülüğünü ihlal' fiilini oluşturur. Bu suç, terk suçu gibi somut bir tehlike gerektirmez; yükümlülüğün kasten yerine getirilmemesi yeterlidir. Yargıtay, somut tehlikenin ağırlığı terk suçuna yetmese de, yükümlülüğün ihlal edildiğinin açık olması nedeniyle eylemin TCK m. 233 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (barandogan.av.tr - Terk Suçu).