Belirsiz alacak davasında (HMK m. 107), alacaklının, alacağının 'belirlenebilir' olup olmadığını değerlendirirken objektif kriterler mi, yoksa sübjektif kriterler mi esas alınır? Yargıtay'ın E. 2015/3136 sayılı kararında bu konuda nasıl bir denge kurulmuştur?
Yargıtay'ın bu kararında, her iki tür kriterin de dikkate alındığı, ancak 'sübjektif' unsurun hak arama özgürlüğü lehine daha geniş yorumlandığı bir denge kurulmuştur. 1) Objektif Unsur: Alacağın niteliği itibarıyla, matematiksel olarak hesaplanmasının 'objektif olarak imkansız' olması halidir. Örneğin, iş kazası sonucu maluliyet oranının henüz belli olmadığı bir durumda, tazminatın hesaplanması objektif olarak imkansızdır. 2) Sübjektif Unsur: Alacağın belirlenmesinin 'alacaklıdan beklenememesi' halidir. Bu, davacının kişisel durumuna, bilgi düzeyine, delillere ulaşma imkanına göre değişir. Yargıtay kararında, bu sübjektif unsurun üzerinde daha fazla durulmuştur. Kararda, 'alacaklının hakkına ulaşmasını kısıtlayan şekilde ele alınması doğru olmaz' denilerek, ilkenin davacı lehine yorumlanması gerektiği vurgulanmıştır. İşverenin kayıtları sunmaması, işçinin uzman raporu almasının beklenememesi gibi durumlar, sübjektif olarak alacağın belirlenmesini davacıdan beklenemez kılar. Dolayısıyla, Yargıtay hem alacağın objektif niteliğine hem de davacının sübjektif durumuna bakarak bir denge kurmakta, ancak şüphe halinde davacının hak arama özgürlüğünü koruma eğilimi göstermektedir (Yargıtay HGK, E. 2015/3136, K. 2018/347).