Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin K. 2019/9515 sayılı kararında, mühürlenen bir depodaki tuzların sanığa yediemin olarak teslim edildiği, sanığın ise mühürlü depoya başka bir yerden girerek bu tuzlardan bir miktar aldığı tespit edilmiştir. Sanığın bu eylemi, TCK m. 203'teki 'mühür bozma' suçu ile TCK m. 289'daki 'muhafaza görevini kötüye kullanma' suçu arasında nasıl bir içtima ilişkisi yaratır? Hangi suçtan ceza verilmelidir?
Bu durumda, 'fikri içtima' (TCK m. 44) veya 'bileşik suç' (TCK m. 42) kuralları çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerekir. Sanığın eylemi, hem mühür bozma suçunun (mühürlenen bir yere yasak olduğu bilerek girme) hem de muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun (yediemin olarak teslim edilen mal üzerinde tasarrufta bulunma) unsurlarını oluşturmaktadır. Mühür bozma eylemi, yediemin olarak teslim edilen mala ulaşmak için işlenen bir 'araç suç' niteliğindedir. Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu ise 'amaç suç'tur. TCK m. 42'deki bileşik suç tanımına göre, biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni olan suçlardan sadece en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilir. Bu olayda, mühür bozma, muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun işlenmesini sağlayan bir unsur gibidir. Yargıtay'ın genel eğilimi, bu tür durumlarda faile en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilmesi yönündedir. TCK m. 289/1'in cezası (3 aydan 2 yıla kadar hapis + adli para cezası), TCK m. 203'ün cezasından (6 aydan 3 yıla kadar hapis) daha hafif olsa da, somut olayın özelliklerine ve adli para cezasının varlığına göre bir değerlendirme yapılır. Kararda Yargıtay, eylemin TCK m. 289/1'i oluşturduğunu belirterek, bu suçtan ceza verilmesi gerektiğini ve beraat kararının yanlış olduğunu vurgulamıştır. Bu, muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun, olayın özünü oluşturduğunu kabul ettiğini gösterir.