5271 sayılı CMK'nın 273. maddesinin (4) ve (5). fıkraları, sanık ile savcının istinaf gerekçesi bildirme yükümlülüğü arasında bir fark yaratmaktadır. Bu farklılığın, 'çelişmeli yargılama' ve 'silahların eşitliği' ilkeleri açısından olası bir anayasallık sorununa yol açıp açmadığını tartışınız.
Bu farklılık, ilk bakışta silahların eşitliği ilkesine aykırı gibi görünse de, ceza muhakemesinin genel yapısı ve 'savunma hakkının üstünlüğü' ilkesi çerçevesinde anayasal bir sorun yaratmaz. 'Silahların eşitliği' ilkesi, taraflara mutlak olarak aynı hakların tanınması değil, bir bütün olarak yargılama sürecinde taraflardan birinin diğerine göre 'önemli bir dezavantaja' düşürülmemesidir. Ceza muhakemesinde, devleti temsil eden ve hukuki bilgiye sahip savcı ile birey olan sanık arasında doğal bir güç asimetrisi vardır. Kanun koyucu, bu asimetriyi dengelemek için sanık lehine bazı pozitif ayrımcılıklar yapabilir. Sanığın gerekçe bildirme zorunluluğundan muaf tutulması, bu pozitif ayrımcılığın bir örneğidir ve onun hukuki bilgi eksikliği nedeniyle hak kaybına uğramasını önlemeyi amaçlar. Savcının gerekçe bildirme zorunluluğu ise, hem sanığın neye karşı savunma yapacağını bilmesini sağlar (çelişmeli yargılama) hem de kamu gücünü kullanan bir makamın taleplerini gerekçelendirmesi ilkesine hizmet eder. Bu farklılık, sanığı dezavantajlı bir duruma sokmak yerine, onu korumaya yönelik olduğu için, silahların eşitliği ilkesini ihlal etmez, aksine bu ilkenin maddi anlamda gerçekleşmesine katkıda bulunur (AYM, E. 2022/144, K. 2023/137, § 26).