5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinin 2. ve 5. fıkraları, beraat ve mahkumiyet kararlarını düzenlerken, bu kararların temelini oluşturan 'ispat standardı' açısından nasıl bir zıtlık ortaya koymaktadır? Bu zıtlığın 'masumiyet karinesi' ile olan bağını açıklayınız.
Bu iki fıkra, ceza yargılamasındaki ispat standardı açısından tam bir zıtlık ortaya koymaktadır ve bu zıtlık, masumiyet karinesinin bir sonucudur. 1) CMK m. 223/5 (Mahkumiyet): Mahkumiyet için 'yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olması' gerekir. Bu, çok yüksek bir ispat standardıdır. Suçluluk, her türlü makul şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle kanıtlanmalıdır. Şüphenin varlığı, mahkumiyete engeldir. 2) CMK m. 223/2-e (Beraat): Beraat için ise, 'yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması' yeterlidir. Bu, çok daha düşük bir standarttır. Sanığın suçsuzluğunun ispatlanması gerekmez. Suçluluğunun ispatlanamaması, beraat için yeterlidir. Bu zıtlığın 'masumiyet karinesi' (Anayasa m. 38/4) ile bağı şudur: Masumiyet karinesi, 'suçluluğu ispatlanana kadar herkesin masum sayılması' anlamına gelir. İspat yükü iddia makamındadır ve sanığın suçsuzluğunu ispat etme yükümlülüğü yoktur. Mahkumiyet için gereken yüksek ispat standardı (sabit olma) ve beraat için gereken düşük standart (sabit olmama), tam da bu karinenin bir gereğidir. İddia makamı, o yüksek eşiği aşamazsa, karine gereği sanık masum sayılmaya devam eder ve beraat eder (sen.av.tr - CMK m.223/2-e'ye ve m.223/5'e göre şüpheden sanik yararlanir ilkesi).