Yılmaz Aydemir/Türkiye davasında Hükümet, başvurucunun mütalaanın tebliğ edilmemesiyle nasıl bir dezavantaja düştüğünü somut olarak açıklayamadığını, dolayısıyla iddiasının temelsiz olduğunu savunmuştur. AİHM'in, bu tür bir usuli ihlalde başvurucudan somut bir 'zarar' veya 'dezavantaj' ispatı arayıp aramadığını, 'silahların eşitliği' ilkesinin niteliği açısından tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95091

AİHM, bu tür bir usuli ihlalde başvurucudan somut bir 'zarar' veya 'dezavantaj' ispatı aramamaktadır. 'Silahların eşitliği' ilkesi, adil yargılanma hakkının şekli (usuli) bir güvencesidir. Bu ilkenin ihlal edilip edilmediği, yargılamanın sonucuna (başvurucunun davayı kazanıp kaybetmesine) veya mütalaanın tebliğ edilseydi sonucun değişip değişmeyeceğine bakılmaksızın, usulün kendisinin adil işleyip işlemediğine göre belirlenir. Savunma tarafının, iddia makamının argümanlarından haberdar edilmemesi, başlı başına bir 'usuli dezavantaj'dır ve bu durum, hakkın özünü zedeler. Başvurucudan, 'eğer mütalaayı bilseydim, şöyle bir argüman sunardım ve mahkemenin kararını kesin değiştirirdim' gibi bir ispat beklenmesi, imkansızı istemek olur ve ispat yükünü haksız bir şekilde ona yükler. AİHM'e göre önemli olan, başvurucunun argüman sunma 'fırsatından' mahrum bırakılmasıdır. Bu fırsatın elinden alınması, tek başına ihlali oluşturur. Zararın veya dezavantajın ayrıca ispatı aranmaz. Bu, hakkın kendisinin korunmasını amaçlayan bir yaklaşımdır (Yılmaz Aydemir/Türkiye Kararı, § 26, 42).