Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin K. 2019/1467 sayılı kararında, sanığın haciz işlemi öncesi haczedileceğini bildiği aracın bazı parçalarını sökmesi eylemi, TCK m. 289'daki muhafaza görevini kötüye kullanma suçu yerine, İİK m. 331'deki 'alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltme' suçu olarak nitelendirilmiştir. Bu nitelendirme farkının temel hukuki sebebi nedir?
Bu nitelendirme farkının temel hukuki sebebi, suçun maddi unsurunun ve işlendiği zamanın farklı olmasıdır. TCK m. 289'daki suçun oluşabilmesi için, öncelikle bir malın 'haczedilmiş veya el konulmuş' olması ve bu malın bir yediemine 'resmen teslim edilmiş' olması gerekir. Suç, bu teslimden sonra, yedieminin mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunmasıyla işlenir. Yargıtay kararındaki olayda ise sanık, eylemini (parçaları sökmeyi) mal 'haczedilmeden önce' ve dolayısıyla kendisine bir yediemin sıfatıyla 'teslim edilmeden önce' gerçekleştirmiştir. Bu nedenle, TCK m. 289'un ön şartları olan 'hacizli mal' ve 'yediemine teslim' unsurları henüz oluşmamıştır. Sanığın eylemi, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 331. maddesinde özel olarak düzenlenen 'alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltme' suçunun tanımına uymaktadır. Bu suç, borçlunun, alacaklısının hakkını elde etmesini engellemek veya zorlaştırmak amacıyla, hacizden önce veya sonra malvarlığını azaltıcı hileli işlemler yapmasıyla oluşur. Dolayısıyla, eylemin zamanlaması, suçun hukuki niteliğini doğrudan değiştirmiştir.