Bir ceza davasında, sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi için delillerin 'kesin ve açık bir ispat' sağlaması gerektiği belirtilmektedir. Bu ilke, delillerin yorumlanmasında hakimin 'vicdani kanaati' (CMK m. 217) ilkesini ortadan kaldırır mı? İki ilke arasındaki dengeyi açıklayınız.
Hayır, 'kesin ve açık ispat' ilkesi, hakimin 'vicdani kanaat' ilkesini ortadan kaldırmaz; aksine, o vicdani kanaatin nasıl oluşması gerektiğini sınırlar ve güvence altına alır. İki ilke arasındaki denge şöyledir: 'Vicdani kanaat' ilkesi, hakimin delilleri serbestçe takdir edeceğini, belirli delillere (örneğin ikrara) diğerlerinden daha fazla değer atfetmek zorunda olmadığını ifade eder. Hakim, delilleri bir bütün olarak değerlendirir ve mantıksal bir sonuca ulaşır. Ancak bu 'serbestlik', keyfilik anlamına gelmez. 'Kesin ve açık ispat' ilkesi, bu vicdani kanaatin bir 'ihtimale' veya 'şüpheye' değil, dosyadaki hukuka uygun delillerle desteklenen, akla ve mantığa uygun, her türlü makul şüpheyi bertaraf eden bir kesinliğe dayanması gerektiğini emreder. Hakim, vicdani kanaatini oluştururken 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesiyle bağlıdır. Yani, vicdani kanaat, delillerin serbestçe ama akla, hukuka ve mantığa uygun bir şekilde değerlendirilmesi sonucunda, sanığın suçu işlediğine dair hiçbir makul şüphe kalmadığında mahkumiyet yönünde oluşabilir. Eğer deliller bu kesinliğe ulaştırmıyorsa, hakimin vicdani kanaati beraat yönünde oluşmak zorundadır (sen.av.tr - CMK m.223/2-e'ye ve m.223/5'e göre şüpheden sanik yararlanir ilkesi).