5271 sayılı CMK'nın 2. maddesi, 'soruşturma' evresini suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar, 'kovuşturma' evresini ise iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre olarak tanımlamaktadır. Yılmaz Aydemir/Türkiye davasında, başvurucunun tutukluluğuna itiraz süreci bu evrelerden hangisinde gerçekleşmiştir ve bu durumun, uygulanacak usuli güvenceler açısından bir önemi var mıdır?
Yılmaz Aydemir/Türkiye davasında, başvurucunun tutuklanması, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 26 Nisan 2016 tarihli mahkumiyet kararıyla birlikte gerçekleşmiştir (§ 8). İddianame daha önce kabul edildiği için, bu tarih itibarıyla dava CMK m. 2/f'ye göre 'kovuşturma' evresindedir. Başvurucunun bu tutuklama kararına yaptığı itiraz da, kovuşturma evresi içinde incelenmiştir. Bu durumun, uygulanacak usuli güvenceler açısından önemi şudur: Soruşturma evresindeki tutukluluk kararları Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilirken, kovuşturma evresinde tutuklama kararı yargılamayı yapan mahkeme (somut olayda Ağır Ceza Mahkemesi) tarafından verilir veya devamına karar verilir. İtiraz mekanizmaları da buna göre işler. Ancak, AİHM'in ve Anayasa Mahkemesi'nin de vurguladığı gibi, 'çelişmeli yargılama', 'silahların eşitliği' gibi temel usuli güvenceler, hem soruşturma hem de kovuşturma evresindeki tutukluluk incelemelerinde geçerlidir. Yani, savcılık mütalaasının tebliğ edilmesi gibi bir güvence, tutukluluk incelemesi kovuşturma evresinde yapılıyor diye ortadan kalkmaz. Dolayısıyla, sürecin kovuşturma evresinde olması, temel hak güvencelerinin uygulanabilirliğini değiştirmemiştir (Yılmaz Aydemir/Türkiye Kararı, § 15-18).