Terk suçu (TCK m. 97) ile ilgili bir yargılamada, failin eyleminin, terkten ziyade 'öldürmeye teşebbüs' veya 'kasten yaralama' suçunu oluşturup oluşturmadığına dair bir şüphe varsa, mahkeme bu durumu nasıl çözmelidir? Kastın belirlenmesindeki zorluk, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini nasıl etkiler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95055

Mahkeme, bu durumu çözmek için failin kastını, olayın tüm objektif koşullarını (eylemin yapılış şekli, kullanılan araç, mağdurun bırakıldığı yerin özellikleri, hava koşulları vb.) bir bütün olarak değerlendirerek belirlemeye çalışmalıdır. Kastın belirlenmesindeki zorluk durumunda 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, sanığın lehine olan hukuki durumun uygulanmasını gerektirir. Bu ilke, genellikle daha az cezayı gerektiren suç tipinin uygulanması şeklinde ortaya çıkar. Terk suçu, kasten öldürme veya nitelikli yaralama suçlarına göre daha hafif bir yaptırım öngörmektedir. Dolayısıyla, failin eyleminin doğrudan öldürme veya yaralama kastıyla mı, yoksa sadece terk etme kastıyla mı yapıldığı konusunda aşılamayan, makul bir şüphe varsa, bu şüphe sanık lehine yorumlanmalı ve eylem 'terk suçu' olarak nitelendirilmelidir. Sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği kesin ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamıyorsa, daha ağır olan kasten öldürmeye teşebbüsten değil, daha hafif olan terk suçundan (veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış halinden) hüküm kurulmalıdır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin K. 2012/4002 sayılı kararında da, öldürme kastı kesin saptanamadığı için eylemin terk suçu olarak nitelendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.