'Hayatın olağan akışına aykırılık' kriterinin, Yargıtay tarafından bazen sanık lehine, bazen de aleyhine kullanıldığı görülmektedir. Bu durum, ceza yargılamasında 'hukuki belirlilik' ilkesi açısından nasıl bir sorun yaratmaktadır? Bu kriterin objektif bir standarda kavuşturulması için ne gibi önlemler alınabilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #95045

Bu durum, 'hukuki belirlilik' ilkesi açısından ciddi bir sorun yaratmaktadır. Çünkü 'hayatın olağan akışı', kişiden kişiye, kültürden kültüre ve zamana göre değişebilen, oldukça sübjektif ve belirsiz bir kavramdır. Bu kriterin, somut delillerin yerine geçerek bir mahkumiyet veya beraat gerekçesi olarak kullanılması, yargı kararlarını öngörülemez ve potansiyel olarak keyfi hale getirebilir. Sanık, hangi davranışının 'olağan akışa aykırı' bulunacağını ve bunun aleyhine delil olarak kullanılacağını önceden kestiremez. Bu kriterin objektif bir standarda kavuşturulması zordur, ancak etkisinin sınırlandırılması için şu önlemler alınabilir: 1) Yardımcı Delil Olarak Kullanım: Bu kriter, tek başına bir mahkumiyet veya beraat gerekçesi olmamalı, sadece dosyadaki diğer somut ve objektif delilleri destekleyen veya zayıflatan 'yardımcı' bir akıl yürütme aracı olarak kullanılmalıdır. 2) Gerekçelendirme Zorunluluğu: Mahkeme, bir durumu neden 'hayatın olağan akışına aykırı' bulduğunu, toplumsal kabullere veya mantık kurallarına dayanan somut gerekçelerle açıklamak zorunda olmalıdır. Soyut bir 'olağan akışa aykırıdır' ifadesi yeterli sayılmamalıdır. 3) Şüphe Durumunda Lehe Yorum: Bir davranışın olağan akışa aykırı olup olmadığı konusunda bir şüphe varsa, bu şüphe 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği her zaman sanık lehine yorumlanmalıdır (sen.av.tr - CMK m.223/2-e'ye ve m.223/5'e göre şüpheden sanik yararlanir ilkesi).