Yargıtay içtihatlarına göre, 'kısmi eda külli tespit davası' olarak açılan bir belirsiz alacak davasında, dava dilekçesinde talep edilen farazi miktar (örneğin 100 TL) ile bilirkişi raporuyla belirlenen gerçek alacak miktarı arasında büyük bir fark olması, davanın niteliğini etkiler mi veya kötü niyet olarak yorumlanabilir mi?
Hayır, bu durum tek başına davanın niteliğini etkilemez veya kötü niyet olarak yorumlanmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2015/3136 sayılı kararında, davacının dava dilekçesinde belirsiz alacak davası açtığını vurgulaması ve alacaklarını ayrıştırarak şimdilik sembolik bir miktar talep etmesi, davanın 'kısmi eda külli tespit davası' olarak kabul edilmesi için yeterli görülmüştür. Bu dava türünün mantığı, alacaklının alacağının tamamını henüz tam olarak tespit edemediği durumlarda, hak kaybına uğramadan (özellikle zamanaşımı açısından) dava açabilmesini sağlamaktır. Başlangıçta talep edilen miktarın düşük veya sembolik olması, bu belirsizliğin bir sonucudur. Davacıdan, henüz elinde olmayan verilere göre bir tahminde bulunması beklenemez. Davanın kötü niyetli olup olmadığı, dilekçedeki talebin miktarından çok, davacının yargılama boyunca sergilediği tutum, delillerin karartılmasına yönelik eylemleri veya süreci kasten uzatmaya yönelik davranışları gibi unsurlarla değerlendirilir. Sadece başlangıçtaki talebin düşük olması, kötü niyet olarak kabul edilmez.