AİHM'in Yılmaz Aydemir kararında, başvurucunun tutukluluğunun 'mahkumiyet sonrası' bir tutukluluk (Sözleşme m. 5/1-a) olduğu, dolayısıyla periyodik denetim gerektirmediği yönündeki Hükümet savunması neden kabul görmemiştir? Bir devletin, Sözleşme'nin gerektirdiğinden daha fazla usuli güvence tanıması durumunda AİHM'in yaklaşımı nedir?
Hükümetin bu savunması, AİHM'in yerleşik 'Stollenwerk/Almanya' içtihadı nedeniyle kabul görmemiştir. AİHM'e göre, bir devlet Sözleşme'nin asgari gerekliliklerinin ötesine geçerek bireylere ek haklar veya usuli güvenceler tanıyorsa, bu tanıdığı güvenceleri Sözleşme'nin temel ilkelerine (adil yargılanma, silahların eşitliği vb.) uygun olarak işletmek zorundadır. Türkiye, CMK m. 267 vd. hükümleriyle, mahkumiyet kararıyla birlikte verilen tutuklama kararlarına karşı da bir 'itiraz' yolu tanımıştır. Sözleşme, böyle bir itiraz yolu tanınmasını zorunlu kılmasa da, Türk hukuku bu hakkı tanıdığı için, bu itiraz sürecinin de Sözleşme m. 5/4'ün güvencelerine, özellikle de çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine uyması gerekir. AİHM, devletin kendi koyduğu bir kuralı, Sözleşme'ye aykırı bir şekilde işletemeyeceğini vurgulamaktadır. Dolayısıyla, tutukluluğun niteliği (mahkumiyet sonrası) ne olursa olsun, iç hukukta bir denetim mekanizması öngörülmüşse, o mekanizma adil olmak zorundadır. Bu nedenle Hükümetin savunması reddedilmiştir (Yılmaz Aydemir/Türkiye Kararı, § 36).